"Mucize" , Bir Umut Aşısı

 

Teolojik deًğil yarattığı‎ً‎ psikolojik etkiden dolayı‎ bir aş‏k masalı‎n‎n adı‎ “mucize” diye karşı‏‎mı‎za çı‎kı‎yor bu kez de.Tabular y‎ıkan, barikatlar kı‎ran,direndikçe safla‏şan, ovalar‎, dağlar‎, nehirler aş‏an sonra da gerçeًğin o en koyu kalbinden süzüle süzüle kendi destanı‎nı‎ sonsuza gِönderilmiş‏ mektuplar gibi en içten en sahici bir ş‏ekilde yazan kudretli bir aş‏k hikayesine doğru yavaş‏ yavaş‏ yol almak hiçbir öteli faninin reddedemeyeceği bir ş‏ey olsa gerek.Yılgı‎nı‎n ve yenilginin psikolojik temelleri sorgulanmadan biçimlendirilen her düş‏üncenin salt bir önyargı‎dan ibaret olduًğunu bilenler için “mucize” ruhumuzu hakikata karşı‏‎ sürekli bir esaret alt‎ında tutan her ‏şeyin kökünden sökülüp atı‎lması‎ demektir.Bu anlamda “mucize” bir umut a‏‎şısı,‎ daima dirim bahş‏eden bir hakikat alg‎ısı‎dı‎r.

 

Gerçeًğin içinden kopup gelen her dramatik olay bizi derinden etkiler, çünkü ruhumuzun yanı‎başın‎daki ya‏şamı‎n ortak acı‎ları‎nı‎ resmeden o müthiş‏ drama, insanı‎ hücre hücre zaptetme yeteneğini  belki defalarca insan‎n yürek okyanusuna sessiz dalgalar e‏şliğinde taşı‏‎yarak kendi özgerçeğini acı‎ması‎zca ya‏şatı‎r.Bu sebeptendir gerçeğe uzanan her acı‎ hadisenin ruhumuzdaki akisleri hiç dinmeyen bir yankı‎ gibidir.Her türlü unutma ve unutturma çabaları‎na inat sonsuza dek ruhumuzun bir köşesinde ses vermeye devam edip giderler..

 

 

Mucize” filmi 1980′ lerde yaşanmış gerçek bir hayat hikayesini farklı bir zaman boyutuna taşıyarak 1960′ ların darbe döneminde geçen bir hikayeye dönüştürüyor ve bizi eski zaman hüzünlerine nice ibretlik hadiselerle götürüyor.Dönem filmlerinden büyük hazlar devşirenler  için çok önemli bir yapım hem de belgesel tadında.Yoksulluğun bütün  bir memleketi baştanbaşa sardığı dönemlere bir kez daha tanık oluyor ve ürperiyoruz.İhmal edilmiş nesillerin acısını yüreğimizde yeniden hissediyoruz.Cehalete mahkum edilmiş kırsallardan yükselen kutlu bir isyanla gerçeğin kendisiyle yüzleşme cesaretimizi yineliyoruz.

 

Ege′nin şirin bir kasabasından doğunun en ücra en sarp kırsalına zorunlu görev için tayin olmuş bir öğretmenin kendisine kucak açan sevgi dolu köylülerle başlattığı köklü eğitim hamleleri filmin en güzel aksiyon sahneleri…Köye varmak için otobüsten indiği o son duraktan sonra muallim birkaç dağ aşacak bir çok dereden geçecek ve henüz mektebin bile olmadığı halkın zazaca konuştuğu köye varacaktır.Devletten tüm umudunu kesen yoksulluğun pençesinde bir avuç insan, yıllardır özlemini duydukları eğitim aksiyonu için muallimi bağırlarına basacaklar ve hiç kopmayan bir gönül ve akıl ilişkisi başlatacaklardır. Köye vardığında.mektebin olmadığını gören muallim için bu iş zorların zorudur ve ilçe milli eğitim müdürünün çizdiği negatif tablodan da etkilenerek kendi memleketine dönmeyi düşünmektedir.Öte yandan ise eğitime susamış zavallı bir topluluğu terketmek istememektedir.Köylülerin gözlerindeki umut ışığı muallimi çok etkiler ve memleketteki eşini arayıp “burada eşkıyalar beni esir aldılar eğer istedikleri meblağı bankaya yatırmazsan beni öldürecekler” diye kandırarak yüklü bir paranın hesabına yatırılmasını sağlar.Bu oyun tutmuştur ve para mekteb inşaat malzemesine harcanır dağdan inen eşkıyanın da el vermesiyle kısa sürede mekteb inşa edilir eğitim seferberliği başlar.Öncelik çocuklarındır, çünkü onlar en parlak yarınlarımızdır.Mekteb inşa edilmiştir inşa edilmesine de aslolan cehalet perdelerini yırtan doğru bilgilerin beyinlerde ve yüreklerde inşa edilmesidir.

 

Hurafe köy halkını öyle sarmalamıştır ki bunlar hakikatın vazgeçilmez unsurları arasında sanılmıştır.Film kırsaldaki ilkel düşünceleri ananeleri etkin bir mizahi dil oluşturup sosyal bir arıza olarak önümüze getirmiştir.Mahzun Kırmızıgül filmlerinde alışık olduğumuz güçlü melodram burada da kendini muhafaza etmekle birlikte komedinin de işin içine sokularak Kırmızıgül′ün  kendi tarzında bir açılım meydana getirdiği söylenebilir.Yoğun gözyaşı seli içerisinde hikayenin hüznü yer yer insanı daraltırken bkm tarzı güldürü sahneleri seyirciye nefes aldırıyor adeta.Hem ağlatan hem güldüren bu arada da derinden derine ülke gerçeklerini bir dönem hikayesiyle düşündüren bu filmin ele alınan konunun insan hayatiyeti açısından önemini göz önünde bulundurursak oldukça yüksek bir yerde durduğunu hemencecik farkedebiliriz.Filmin rahatsız edici taraflarından biri aşırı bir şekilde belli aralıklarla köy gençlerine söylettirilen küfürlerdir.Mizah sövgü kolaycılığından boy atıyor bu vesileyle bir övgülenme arzusu içerisinde debeleniyorsa o mizah bazı aymazların alkışıyla yükselmek istiyor demektir.Bu da sanatın kalıcılığına popülist kaygılarla indirilmiş darbeler anlamına gelir ki  duyumsatmak istediğiniz o özgerçeğin örselenmesine ve onun ruhlardaki tesirinin azalmasına sebebiyet verir.Bu tarz basit espriler ve diyaloglardan sıkılıp salonu terkeden insanların yaşadığı o hayalkırıklığını kalıcı sanat adına her zaman hatırda tutmak gerekir.Sövgü cehaletin körkuyusundan yükselen en uğursuz dumanlardır insanı faniliğin gölgesinde azaba düçar eder,boğar…

 

Muallim Mahir′in işi zordur bir dağın en yükseğinde cehaletin üflediği dumanlarla yıllardır boğuluyormuşcasına yaşayan köy halkına hakikatın sırlarını açmak onları esaretin zincirlerinden kurtarmak hiç de kolay bir iş değildir.Hele de köyün muhtarının oğlu Aziz′in engelli bir genç oluşuyla ona karşı hiçbir şey yapamamanın yarattığı zihinlerdeki bulanıklığı gidermek gönüllerdeki kırgınlığı izale etmek…Çocukların alay ettiği deli diye sürekli eğlence metaına dönüştürdüğü bahtsız Aziz konuşamamakta, yürümekte ise pek zorlanmaktadır.Bu acı manzara karşısında ailenin boynu bükük, yüreği burkuktur.Aziz′ e karşı tek bir reçete vardır:Çaresizlik.Tüm köy halkı bu durumun bir kader olduğunu ve kaderin ise değişmez tuğlalarla örüldüğünü düşünmektedir.Bu kara yazgıya inanmayan içinde tutuşturduğu eğitim ateşiyle her türlü muciz işler başarılabileceğini bilen tek bir kişi vardır:Muallim.Önce Aziz′in durumunu anlamak için onu yakından takibe alır sonra ona bir şeyler öğretebileceğine inanarak onu çocuklarla birlikte sınıfa alır.Aziz, upuzun saçları ve sakalllarıyla coçuklar için bir eğlence değil zoru başarmaya azmetmiş bir garip adama dönüşür zamanla.Muallim ona telaffuz edebileceği bir kaç kelime öğretmiş duygularını kağıda dökebilmesi için yazı yazmasını öğretmeye başlamıştır bile.Gözle görülür tüm olumlu gelişmeler köylüler için  ancak “şıhlar”ın gösterebileceği bir keramet kabilindendir.Her türlü bilimsel çabayı boşlamış bir toplum için şeyhlerin kerametini yegane sığınacak liman bilmek doğu toplumlarına özgü bir kaçış psikolojisi bir rahatlama terapisidir.Yönetmenin içinden çıktığı toplumun bu beklentisini ince göndermelerle çok iyi yansıttığını görmekteyiz.Gençlerin evlenmek için annelerine sonsuz vekalet vermeleri,seçim sonunda eşlerini ancak gerdekte görmeleri, annelerin çocuklarına eş seçmekten ziyade kendilerine hizmetçi seçmeleri,bu seçim esnasında gelin adayına yöneltilen sorularla Kur′an′ın muhtevasının değil kalıbının geleneksel olarak öne çıkarılması ve dindarlığın tamamen biçimsel olarak algılanması film boyunca mizahi bir  dille çok güzel eleştirilmiştir.Bu sebepten muallime verilen rol hep daha detaya girilerek eğitim gerçeği sürekli olarak vurgulanmak istenilmiştir.

 

Mucize,geleneğin sorgulanmaksızın izlenilmesinden değil hakikatın sorgulanarak iyiye doğruya ve güzele yürünülmesinden doğar.İşte duygu yüklü uzun metrajlı bu filmin bize vermek istediği ana mesaj budur.Önyargı cehaletin öngörü marifetin eseridir.Marifet bilgiyle yükselir,bilgi ise aşkla….    

 

Aşk idealizm ile realizm arasında varoluşsal bir direniştir. Muallimin mektepsiz bir köyde eğitim meşalesini tutuşturması, kendisinden tamamen umut kesilen bir engelliyi hayata döndürmesi aşka olan o sonsuz inancın neticesidir. Köyü terkeden Aziz in bir gün tamamen iyileşmiş olarak muallimle birlikte köye dönmesi ve “Sen ameliyat mı oldun Aziz” diyen ailesine gözyaşlarını tutamayarak,”Hayır ben karıma aşık oldum”demesi bir inancın en aşki ifadesi idi.O kadın ki eşi olacak adamın “sakat” olduğunu anlayınca bundan çok muzdarip olmuş ama başına gelen bu töre oyununu sadakatten kıl kadar ayrılmadan kocası lehine bozmuş ve onun kalbi derinliğini günışığına çıkarabilmiştir.O kadın ki güzelliğini kıskanan ve dedikodunun bataklığında huzursuzluk çıkaran köyün fettanlarına karşı kocasının otağına daha da sımsıkı sarılmış ve haysiyet yoksunlarına gerçek insanlığın ne olduğunu yeniden hatırlatmıştır.

 

Sadakatla taçlanan bir aşk insana en hakiki mutluluk pınarı olur.Bu pınarın gölgesinde olmak için çırpınan Aziz sonunda zoru başarır dilindeki bağ çözülür, bedenindeki kötürümlükler kaybolur.Bir yanda çok sevdiği eşi öte yanda minik ciğerpareleri bir “mucize”nin en göksel ifadeleridir artık onlar...

 

Töre,kadın,yoksulluk,cehalet ve aşk beşgeninde akıp giden bu gerçek hikaye gönlü duygu deryasına, aklı sorgu mekanizmasına dönüştürmüyorsa ondan hissedar olamamışız anlamına gelir bu durum.Ne güvercin kafasının sert bir şekilde koparılması kadını uysal kılar ne de haklı bir sebebe dayansa bile dağa çıkıp hukuka başkaldırmak bir eşkıyayı kahraman yapar.Mücadele hayatın içinde hakikata karşı bazan da hakikatın içinde hayata karşı olacaktır.Kadını köleleştiren tüm unsurlar bu hikaye vesilesiyle yeniden sorgulanacaktır.Batıda kadının köleliği nefretten yükselmiştir, doğuda samimiyetten…Modern zamanlarda kadını özgürleştirmek isteyen batı toplumları ona yepyeni bir kölelik kisvesi giydirmiştir.Doğuda hiç değilse bir ana olarak değerliydi kadın hakları saklı tutulmuş olsa da…Her toplumun köleleştirme biçimi başka başkadır.Doğudaki bu biçimlendirme sanıldığı gibi dinsel kökenli değil dinsel maskelidir.Kız çocuklarının mektebe gönderilmemesine yüce dinimiz asla onay vermez.Bu anlamda muallimin köyde kalma şartı olan kız çocuklarının mektebe gönderilmesi bir devrimin en esaslı ayak sesleri idi.Mesaj son derece yerindeydi,inceydi.Kadını köleleştiren zihinsel süreçlerin temellerinin dinamitlenmesiydi.

 

Aşka iman töreye isyan demek,o töreler ki bir toplumun geri kalış kökleri ve aklına vurulmuş kölelik zincirlerinin ta kendileridir.Ve feodalite yoksulluğun yazgılandığı bir toplumda ancak zirvedir.Aşk insanı özgürleştirir, aklın önündeki barikatları aşındırır.Aşk hakikattır, hakikatın dışındaki her şey zırvadır.Aşk adanmışlıktır.Yol düzgünse çıktığın yoldan dönme haklıysan dik dur zayıf görünme.Haydi git..Gün gelir tüm engeller erir baharda karların eridiği gibi yüzün de gönlün de hakikat güneşine bakmalı her vakit…

 

Çekimleri İzmir Foça, Uşak, Kars ve Kağızman’a bağlı bir köyde gerçekleştirilen "Mucize" filminin serlevhası şu: “Umudun bittiği yerde mucize başlar”.Bizzat yönetmeninin ifadesiyle filmin gayesi insana umut aşılamak her zaman bir çıkış yolunun olduğunu ona hatırlatmak.Aziz karakterini oynayan Mert Turak rolünün hakkını vermiş bir isim. Aziz karakteri üzerinden insana ve onun yaşama tutunmasına dair ince ve etkili mesajlar yükseliyor film boyunca.Muallim Mahir i oynayan Talat Bulut yükü omuzlayan isimlerden.Bir dönem filmi için sahici temsiliyetler sergiliyor başarılı bir şekilde.Konusunun muhteşemliğine rağmen akıllarda kalıcı izler bırakacak çok etkili sözlerin sarfedilmediğini görüyoruz bu yapımda işin metin kısmı pek zayıf duruyor görselliğe eşsiz tabiat geçişlerine daha çok önem verildiği gözlerden kaçmıyor.Gerçekten dört mevsim boyu doğunun en güzel tabiat ifadelerini hayranlıkla seyre dalıyoruz.Karlı dağlar,yalçın kayalar,gürül gürül akan ırmaklar…Hikayenin konu bütünlüğüne müthiş katkı sunuyorlar ve ruhlarımızı alıp ta ötelere götürüyorlar.

 

 

 EDİB AYKUT ÇİÇEKLİ

 KARAKIŞ / 2015 / İSTANBUL

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !