Kafes'e Dair...

 

KAFES'E DAİR
Dursun Önkuzu’nun işkenceyle öldürülmesi ile başlayan Mustafa Pehlivanlı’nın idam edilmesi ile sonlanan bir dönem hikayesidir Kafes.Film Lütfi Şehsuvaroğlu’nun kafes adlı eserinden yola çıkılarak yapıldı.80 öncesi Ülkü Ocağı Başkanlarından olan Şehsuvaroğlu aynı zamanda rahmetli Yazıcıoğlu’nun da yakın mesai arkadaşıdır. Darbe öncesinde Nizamı Alem mecmuasını çıkaran ekibin de başıdır.
Film, Önkuzu’nun işkence dolu anlarını detaylandırarak yürekleri dağlıyor ve Niyazi Yıldırım’ın şiiriyle bir nebze olsun nefes aldırıyor:Kuzu yürür kuzu yürür /Önde Önkuzu yürür /Kuzular meledikçe/ Gönlüme sızı yürür/ Önkuzu hey Önkuzu / Önde gider Önkuzu/ Bu bayrak düşmez yere/ Ölmedikçe son kuzu/ Dursun adı Dursun adı/ O gitti dursun adı /Dillerde türkü olsun /Yürekte vursun adı Kuzular koç olacak /Toy düğün geç olacak,/ Bu yıl ki kuzuların/ Adları öç olacak
Ciğerlerine bisiklet pompası ile hava basılıp işkence yapılan ve bir apartmandan aşağıya atılarak şehit edilen Önkuzu’dan sonra bir gençlik boy atmış,İslami idealleri ile ön plana çıkan bu ideal gençlik İhsan Reis’in öncülüğünde Dursun Reislerinin intikamını almak için fırsat kollamaya başlamışlardır.Öç alma hırsı yükseldikçe bu ideal hareket düşmanın kontrol alanına doğru hızla kayar ve kendi içlerine sızan tahrik unsurlar gençlerin akıllarını başlarına gelmesine sebep olur.Tahrik taifesinin başı Murat sürekli olarak cinai kışkırtmaların peşinde koşar sözde ülkücülüğün arkasına saklanarak yapar bu işi.Katilin yerini çarçabuk tesbit etmesiyle tüm dikkatleri üzerine çeker ve böylece Fikret’i etkisizleştirme görevi Murat’tan alınarak Mehmet Sipahi’ye verilir.İnce ruhlu kalem ve kelam aşığı bu genç ise vicdanına yenik düşer vazifeyi ifa edemez bir türlü.İhsan Reis ile Mehmet Sipahi’nin arasında geçen şu konuşma bir vicdan uyanışının en açık işaretidir:
— Yapamadım başkan!
— Gören filan mı oldu?
— Yok,yok İhsan,Allah affetsin,tam vuracaktım çocuğun biri Fikret’e baba diye koşturunca,katil de olsa intikam için bir çocuğu babasız bırakamam ben.Boşa patlattım…
— Eğer sen o silahı ateşleseydin Mehmet,bundan sonra elin kalem tutamaz şiir yazamazdı.Doğru olanı yapmışsın sen!
Mehmet Sipahi gayet dengeli,vicdanlı ve samimi bir karakterdir.Devrim saflarında aynı vasıflara sahip bir başka aşki yürek Elif de bu mutedil duruşundan dolayı arkadaşları tarafından özeleştiriye çağrılır ve “faşist”lere karşı fazlasıyla hoşgörülü davranmakla suçlanır.Fikirler farklı olsa da şiddet sarmalından kendini alıkoyanın hikmet harmanında birlikte hakikata savrulmaları kaçınılmazdır.Allah elbette doğruya sevgiyle yürüyenlerin kalblerini birleştirir.Küçük tesadüfi karşılaşmalar büyük bir aşka dönüşür ve iki farklı dünya insanı tek bir ırmağa doğru sessizce akıp giderler.Her türlü siyasanın kara bulutlarını aşk ile savuşturarak Niyazi Mısri divanında sonsuzluk yolunu açarlar kalblerine.Mehmet Sipahi şaşkındır, Niyazi Mısri divanını okumak için can atan Elif’e bu iştiyakın nedenini hayretle sorar.Elif’in cevabı ise yeni bir sorgu alanı açacak çapta ve her türlü önyargıyı parçalamanın hakikat yolunda önemini vurgulamak bağlamında oldukça çarpıcıdır:
— “Niyazi Mısri’yi okumak için belli bir siyasi düşünceye mi sahip olmak gerekiyor”
Gençler oynanan oyunu farketmişler,kardeşi kardeşe kırdıran küresel aktörleri deşifre etmeye yeltenmişler ve farklı düşünen ama mutedil olan sosyalist cephenin fikir öncülerini de izlemişlerdir.Attila İlhan’ı takdir edebilmiş ve İslam’ı kucaklayan bir sosyalizme bu toplumun itiraz etmeyeceğini de bizzat kendilerine iletmişlerdir.Oysa devrim yobazları bir siyasal ütopyanın eşiğinde faşizan diye yaftaladığı ülkü davasını bir toptancılık kolaycılığı ile nefretle karşılamışlar ve şiddeti tırmandırmaktan geri durmamışlardır.İçlerinde Elif gibi sadece fikir diyen körpe dimağları ya susturmuşlar ya da acımasızca vurmuşlardır.Film bir fikrin fanatiği olmadan o fikrin derinliğini kavramak gerektiğini anlatmaktadır her şeyden önce izleyiciye.Aşkın ideolojiler üstü evrensel kurtarıcılığını bir kez daha yüreklere nakşediyor oldukça etkileyici bir hikayeyle.Çilenin kudsiyetini sabrın bereketini yeniden düşündürüyor ve sevdiriyor bizlere.
Devrim yobazları tarafından Erzurum mahallesi baskı altında tutulur.Bu durumu fırsat bilen hain Murat ve onun kandırdığı bir kısım gençlerle Başkanın yanına gidip silahlanma talebinde bulunurlar.İhsan başkan Ocak gençlerine sert çıkar ve şöyle seslenir:
“ Ne demek silah lazım,böyle şey olur mu?Davamızı tebliğ etmeden böyle işlere girişmek gibi bir metodumuz yok.Seminer yapıp halkla temas kurdunuz mu?
Ülkücüler içinde bir grup tahrikçi, başkanı komünistlere karşı kışkırtma derdindedir.İçlerinde hainbaşı olan Murat;”Bu işler seminerlerle olmaz,bak, Mehmet Sipahi,Fikret’i vurdu mu!Peşine adam taktılar, vursaydı daha iyiydi” diyerek başkanı ateş çemberine doğru çekmeye çalışır.İhsan başkan ülküyü yükseltmek için seminer verilmesini ister.Daha önce seminer yapmak ifadesi şimdi seminer vermekle yer değiştiriyor böylece dil hatası düzeltilmiş oluyordu.Bu yanlışlık oyuncunun şaşkınlığından mı yazarın yanılgısından mı orasını bilemiyoruz fakat bildiğimiz bir şey var ki seminer yapmak deyimi doğru bir kullanım değildir.Gece semineri görevi Başkan tarafından Mustafa Sipahi’ye verilir.Adıyamanlı genç kalem cevval yürek Mustafa Sipahi Karaca gecenin en mistik rüzgarlarına kaptırarak kendini coşkun bir ırmağa gülümsercesine aşkla irfanla taşıyor ve sözlerini şu güzel cümlelerini tamamlıyordu:
— “Anadolu’yu taş taş,karış karış tapulayanlar hep bize sabrı tavsiye etmişlerdir.Hoca Ahmet Yesevi,Somuncu Baba,Hacı Bektaşi Veli,Yunus Emre,Mevlana ve daha niceleri hep bize sabrı,dayanmayı ve çileyi tavsiye etmişlerdir.Gönül gözüyle çevrilmeyecek kalb yoktur arkadaşlar.Bakın biz bunu bin yıldır böyle yapıyoruz.Hep kazandık.Bundan sonra da böyle yapmaya devam edeceğiz.Biz sabırla davamızı anlatacağız,anlatacağız,anlatacağız ve bir gün bakacağız ki halkımız bizi anlamış,hatta anlamayı bırak fersah fersah geçmiş bile.Siz hiç telaş etmeyin korkmayın da eğer inanıyorsanız üstünsünüz diyor ayet”
Bu birleştirici ve barıştırıcı konuşmanın ardından asr süresi okunur ve hakkı ve sabrı tavsiye etmeye devam kararı ile gece semineri tamamlanır.Burada bir sahabe yolu çok güzel güncellenmiş ve duygu yoğunluğu kudretli bir fikirle desteklenmiştir.O sahabe ki insanlığın hüsranda olduğu fikrini canlı tutmak için her sohbet sonrasında mezkur sureyi okur ve böylece davanın kurtuluş formulasyonu hatırlanırdı.Dursun Önkuzu’da sıkı bir Kur’an eğitimi alan yüksek bir İslami bilinçle yoğrulan ve gençlere seminer vermekten haz alan bir yürek eri değil miydi?Cehaletin kapkaranlık perdesi ancak nitelikli bir eğitimle yırtılabilirdi.Dava neferleri hak yolunda mücadele ederken çileyi, aşkı ve sabrı öğrenmeliydi her şeyden önce.Gençler intikam yolunu değil Önkuzu’nun irfan yolunu izledikleri için kazançlı çıktılar,aşkın en sahici kanatlarında sonsuza doğru uçtular.Aşk en diriltici soluktur Tanrısaldır çünkü.Aşka uğramayan her fikir safsatadır,masaldır.Bu topraklar aşk yurdudur, barış yurdudur herkesin sofrasında merhemetin kalbi kuruludur.Bu topraklar üzerinde kim birliği ve dirliği bozmaya cüret ederse karşılarında ölümden korkmayan vatansever yiğitleri bulacaklardır.
Devrimci Mahmut,Mehmet Sipahi’nin vurulma görevini Kadir Yoldaş’a verir ve eğer bu görevi yerine getirmezse Mehtab’a kavuşamayacağını söyler.Canevinden vurmak en zayıf noktadan yakalamak buna derler işte.İnsan sevdikleri ile tehdit edilince gözü kararmaz mı,hiç yapmayacağı bir şey için kalbini yoklamaz mı?Kadir yoldaş bu görevi üstlenmek istemez ama Mehmet Sipahi’yi de takip etmeden geri durmaz.İhsan Başkan tüm olup bitenlerden haberdar olur ve Mustafa ile aralarında şu mühim konuşma geçer:
— Birileri peşinde ben biliyorum
— Bu ülkede her gün biri ölüyorken etrafımdaki insanların hiçbirini kaybetmek istemem.Tek kaldım.Hepimiz bir hiç yolunda gidersek,vatan uğrunda can verecek kimse kalmayacak,derdim bu!..
— Kim ister ki başkanım,ben de istemem.Vatan için bayrak için canımı sakınmam.Ben kendimi sakınırsam nasıl bakarım babamın yüzüne,bir daha anamın elini nasıl öperim, bu topraklar onların da vatanı.
Ülkücüler arasına sızmış nifak grubu boş durmaz, Erzurum Mahallesi’ndeki kahve taramasını oto tamirci çırağı Mustafa Yıldırım’ın üzerine yıkarlar.Bu arada darbe de yapılmış ve İhsan başkan ve ekibi demirden kafeslere tıkılmıştır.Burada her türlü işkence mübah kabul edilmiş ve postallı zorbalık gençlere kan kusturmuştur.Çile dolu yıllar başlamış ama vatan aşkına dair hiçbir şey yitip gitmemiştir o esrik yüreklerde.Her cop darbesinde diller Allah demiş kalbler cennet esintileri ile ferahlamıştır.Elif ile Mustafa Sipahi’nin aşkı gökleri tutuşturacak bir kudrette ve sadakatte zindan karanlıklarını aşmış kitabevinin her köşesine adeta sinmiştir.Mustafa Yıldırım’ın idamı ise yüreklerde hiç dinmeyen bir acıyı kökleştirmiş darbeye olan tüm laneti fikirlere yerleştirmiştir. Bu film bize hiçbir siyasi düşünce kafeslenerek ona tevessül eden dava neferleri işkence edilerek yok edilemez gerçeğini haykırıyor.Haksız ve hukuksuz bir şekilde idealistleri Kafese kilitleyenlerln muhakkak kendi düşünsel kafeslerinde yokoluş süreçleri yaşayacağını bir kez daha hatırlatıyor bu dramatik yapım.Ve hiç bıkıp usanmadan barışı ve kardeşliği vurgulamakla acılar içerisinden daha dirençli çıkmanın formüllerini hayatın gerçeğini yenibaştan süzerek bize fısıldamayı ana vazife biliyor.
Mahmut Kaptan’ın yönetmenliğinde İsmail Hacıoğlu,Nilay Duru,Şefik Onatoğlu ve Fırat Şahin’le iyi bir sinema filmine imza atılmış.”Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sözünün erbabı kalemi olan Lütfü Şehsuvaroğlu’nu da kutlamak gerek.Eseri nitelikli kıldığı ve gerçek hayat hikayesiyle bir vicdan uyanışına vesile olduğu için….
Edib Aykut Çiçekli
İstanbul / Güz
2015

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !