15 Temmuz Darbe Girişimi Ve Gerçekler

 

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE GERÇEKLER

Darbe girişiminin ilk saatleriydi.Bir arkadaşın uyarısıyla Tv’yi açmış biraz gecikmeli olarak bir kalkışmanın dramatik görüntülerini hayret ve dehşetle seyredalmıştım. Karanlık içime abanmıştı, buna rağmen umutsuzluğa hiç kapılmamış ve sosyal medyada ilk olarak şu mesajı yayınlamıştım:

— Demokratik siyasete darbe girişimi asla kabul edilemez.Vesayetin gölgesinde bu ülkeyi kaosa sürüklemek isteyenler milletin vicdanında ebediyyen yokluğa mahkum edileceklerdir.Türk milletinin varlık ve bekası birlik ve barıştan geçer,o karanlık oyunları tezgahlayanlar muhakkak ki yenileceklerdir.

Bu mesajın üzerinden çok değil sadece dört saat geçmişti,Boğaziçi köprüsüne gelen yüzlerce vatandaş tankların etrafını sarmış emniyet güçleriyle birlikte hareket ederek darbeci askerlere silahları bıraktırmayı başarmıştı.Darbe girişiminin başladığı yer Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleriydi.General Nurettin Baransel kışlasından çıkan iki manga asker zırhlı araçlarla köprülerin Asya ayağına gelerek Avrupa tarafını trafiğe kapatmış,köprünün direklerine keskin nişancıları yerleştirmişti.Yukardan keskin nişancılar aşağıdan darbeci askerler halkın üzerine kurşun yağdırmış bir çok sivil bu kurşunlarla şehit olmuştu.

Darbe girişiminden bir gün önceydi.Bir ulusalcı gazete “Orduda dev soruşturma” adlı bir haberi sürmanşetten yayınlamış ve şu bilgileri okurları için paylaşmıştı:” Emniyet ve yargı ayağı çöken FETÖ için TSK’da da düğmeye basıldı.Muvazzaf subaylarla ilgili inceleme son aşamaya doğru ilerliyor,örgütle bağı tesbit edilen subaylar yargıya teslim edilecek”
Demek ki F tipi örgüte yönelik olarak emniyet,yargı,bürokrasi ve iş dünyasına devam eden operasyonlara TSK’nın da eklenmesi ordu içindeki cuntayı tedirgin etmiş belli ki çok daha önceden planlanmış olan darbe bir cinnet halinin tetiklemesi ile erkene alınmıştı.Cuntacılar Ağustos başında yapılacak YAŞ toplantısında tamamen deşifre edileceklerini anlamışlardı.

Darbenin daha ilk anlarında dahi sokaklardaydık.Ellerimizde bayraklar,dillerimizde tekbirler ve hep manevi yücelişleri işaretleyen o içli salalarla…O karanlık gecede davamıza ve sevdamıza dair şu satırları karaladım: Bu dava iman ve vatan davasıdır.İmanı muhafaza ve vatanı müdafaa etmek ya da vatanı muhafaza ve imanı müdafaa etmek temel meselemizdir.Bu ülkede ezanlar yükseldiği müddetçe bayrağımız da milli varlığımız da sonsuza değin yaşayacaktır. Amerikan uşağı tüm darbeciler milletin çelik iradesiyle hiç şüphesiz yıkılacaklardır.

Gecenin karanlığı bitmiş darbeciler yakalanmıştı.Yıkım için ortaya çıkanlar milletin çelik iradesi ve vatansever ordu mensuplarının fedakarane hamlesi ile yıkılmışlardı.Günün ilk ışıkları ile kontrol hızla ele alınmış ilerleyen saatlerde de Genelkurmay Başkanı işgalcilerin ellerinden kurtarılmıştı.Jet uçuşları son bulmuş millet rahat nefes almıştı.Vakit öğlen olduğunda uykusuz gözlerimi dinlendirmek için bir ağaç gövdesine yaslandım ve milletin şanlı direnişi için şu satırları karaladım:

— Devletin varlığı ve milletin birliğini esas kabul ederek milli hakimiyetin kaynağının aziz milletimiz olduğunu yeniden tüm dünyaya ilan eden ülkemizin şanlı direnişçilerini yürekten selamlıyorum.Bu millet “Yurtta Sulh” adı altında gayr-ı milli oluşumlara asla geçit vermeyecek, kökü dışarda olan bütün karanlık konseylere her zaman için süratle haddini bildirecektir.Milletin azim ve kararı demokratik bir mücadele ile her daim yükselmeye devam edecektir.Umuyoruz ki hayatın doğal akışını yoksayan hakikatın mutlakiyetini fütursuzca örselemeye çabalayan darbe girişimleri bir daha yaşanmamak üzre bu vatan sathını terkeder ve millet-devlet buluşması ve bütünleşmesi daha da güçlenerek devam eder.

Bir millet uyandığında bir bilinç ayağa kalktığında hangi darbe teşebbüsü başarıya ulaşabilirdi ki…Kalemimizi hiçkimseler susturamazdı, umudumuzun daim olması için tarihe not düşmek ve direnişi idealize etmek vazifemizdi:

— Ordu millet elele bu kanlı emperyalist kuşatma tüm unsurlarıyla parçalanacaktır.Küresel güçlerin kontrolünde bu vatan için ihanet şebekelerine dönüşenler milli uyanışın egemenliğinde tarihin çöplüğüne elbette ki sürükleneceklerdir.Vatan devredilmez,ihanet affedilmez.Bu milletin en has evlatları her türlü darbe girişimlerine bir büyük kararlılıkla dur demeye sonsuza kadar devam edecektir.

Darbenin durdurulmasında millet iradesi,millet iradesinin hızla tecelli etmesinde sayın Cuhurbaşkanının meydan çağrısının hiç kuşkusuz büyük katkıları olmuştur.Meydan çağrılarına bir millet evladı olarak kayıtsız kalamazdım.Var gücümle şunu haykırmıştım:

— Amacına ulaşmayan fakat tehlikeleri halen devam etmekte olan darbeci terörizm tam anlamıyla susturulana kadar millet iradesi meydanlarda sonuna kadar temsil edilmelidir. Şiddete bulaşmaksızın millet olma şuuruyla meşru düzene sahip çıkılmalı demokratik mücadeleyi baştacı kılmalıdır.İman ve vatan davası etrafında oluşan kudsi birlik tüm siyasal ve sosyal hayatımızı kuşatmalıdır.Bugün bu tarihi geçitte millet bütünlüğüne tüm gücümüzle destek vermemiz gerekmektedir.En olgun iklimine erişmiş olan milletleşme süreci hepimizin kurtuluş ümididir.

Türkiye’de ilk defa bir lider cuntanın askeri darbe girişimine karşı meydanlara çağırdığı milletle beraber devletine sahip çıkıyordu.Tarihin akışını değiştiren bu cesur hamle her türlü övgüye layıktı.Bu liderliğin etrafında birleşen milli mutabakatın önemine dair tarihe düştüğüm bir başka notta şudur:

— Gerçek liderlik en zor zamanlarda çarçabuk davranıp kuşatıcı bir fikri çerçeveyi çizmeye çalışarak toplumun denge ve ahenginin yitmemesi için azami gayretin gösterilmesi ile tecelli eder.Ve böyle bir liderliğin gölgesi bile her daim esenlik verir.Bugün tüm muhalefet liderleri en kritik devrede nitelikli bir duruş segilemişler istiklalimiz ve istikbalimiz için milli bir çizgide buluşmuşlardır.Bu çözüm ittifakı ihtilaflara sapmadan kararlılıkla devam ettirilmelidir.Vatanın selameti ve bu necip milletin birlik hareketi için daha fazla katkı sunmak dileğini yinelerken darbeci terörizme karşı şanlı bir direniş gösteren tüm şehit ve gazilerimizi kahraman vatanseverlerimizi saygıyla selamlıyorum.

Tarihi çağrı dev dalgalar halinde büyüdüğünde bir millet meydanları doldurmuş demokrasi nöbetlerini partilerüstü bir anlayışla yalnızca vatanın selameti ve milli birlik hareketi için tutmaya başlamıştı.Bu tarihi nöbetlere mesafeli durmak olmazdı.Yepyeni bir çağrıyla çatıyı kuvvetlendirmek zamanıydı.Bu yüzden kalemim tek bir hakikatı muştulamıştı:

— Şimdi siyasal ayrışmanın değil birleşen sulara karışmanın vaktidir.Bu meşum darbe girişimine karşı oluşan ortak duruşu vatan,millet ve devlet üçgeninde kuvvetlendirmenin derdiyle yeniden o özlenen millet bütünlüğünü hedeflememiz gerekir.Mecliste tüm partilerin katılımı ile oluşturulan uzlaşma metni siyasal geleceğimiz açısından son derece önemlidir,ümid vericidir. Varlık ve beka davasında samimi olan tüm siyasal oluşumlar vatanseverliğin partilerüstü kulvarında omuz omuza yürek yüreğe her türlü çılgınlığı göze almış düşmana karşı mücadele etmelidirler.Türk milletinin kararı kesindir,istiklal ve istikbal mücadelesi devam edecek ve hiçbir darbe girişimine müsaade edilmeyecektir.

Fecrin doğuşuna kadar semalarımızdan sala sesleri eksik edilmemişti.”Ezanları susturan darbelerden darbeleri susturan ezanlar” a doğru bir yol aldığımız için tüm mümin yürekler Allah’a hamdetme makamında sermestti.Diyanet Reisinin şu sözleri vazife bilincini ne de güzel özetlemişti:

— “ Herkes bilsin ki bizim vazifemiz sadece namaz kıldırmak değildir. Bizim vazifemiz aynı zamanda tarih boyunca mazlumların umudu olmuş aziz milletimizin maneviyatını ayakta tutmaktır.İstiklal ve bağımsızlığımız için çaba sarfetmek, iman vazifemizdir”

Diyanet vazifesini hakkıyla yerine getirmişti fakat onu yeni dönemler için başka büyük vazifeler de beklemekteydi.Acil eylem planının önemine dair şu çağrıyı o en kritik günlerde yazmaktan geri durmamıştım:

— Mehdiyet gibi sapkın bir ideolojiden beslenerek alemi nizam iktidarları dizayn etmek isteyen batıni tandanslı fikir şebekelerinin köklerini kurutmak ve Kur’an merkezli ilmi çalışmaların önünü açmak bugünden sonra Diyanet’in en acil eylem planı olmalıdır.Kur’an müslümanlığını sapkınlık olarak nitelendiren Pensilvanya ucubeliği mehdiyet aldatmacalığını kamufle etmek için bu rezil ithamını niçin tekrarladığı şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Kendisini kainatın görevlisi sanacak kadar yarı ilahlık taslayanlar her türlü mitolojik bağlarla müntesiplerini afyonlamaya devam ettiği müddetçe hain şiddet sarmallarından kurtulmamız mümkün olmayacaktır.Mehdiyet düşüncesi tarihi bir kırılmanın adıdır ve tüm kapıları siyonizme açma stratejisiyle kurgulanmış itikadi bir savrulmadır.Hain darbecileri cesaretlendiren de karanlık ruhlarına zerkedilmiş olan o ölümcül mehdiyet aşısıdır.

Namluların karşısında dimdik durarak darbeyi akamete uğratıp büyük bir kahramanlık destanı yazan Türk Milleti; FETÖ’den emir alarak katliam yapanları,savaş uçakları ile milletin meclisini bombalayanları,helikopter ile halkı tarayanları Türk askeri olarak kabul etmemiş,onları asker üniforması giyen teröristler olarak görmüştü.Diğer tüm darbelerde olduğu gibi cuntacılar Cuma gününü seçmiş köprüleri  ve havalimanlarını tutarak alenen cinayetler işlemişti.Millet bu işgal girişimine karşı muhteşem bir direniş sergilemiş ve darbenin başsorumlusu bu direnişi itibarsızlaştırmak istemişti.Bu beyhude çabaya karşı şöyle seslenmiştim:

— Şizoid,meczup ve bunak bir vaizin ardında onbinler en mistik hezeyanlarla malul perişan herbiri bir cinnet fedaisine dönüşmüş,binbir rezillikler içinde emperyalist batının kucağına düşmüştür.Gavura hizmetkar olmayı vazife bilmiş bu Amerikan uşağı hain zat Türk milletinin şanlı direnişini itibarsızlaştırmanın gayretinde.Bilmediği bir şey var:Bu millet imanını öldürmez vatanını böldürmez!..

Emperyalizm,kapitalizm ve siyonizmin yıkıcı fitnesine karşı stratejik tedbir geliştirmeyen bu karanlık ideolojileri bertaraf edecek bir fikir üretimini topluma ulaştırmayan hiçbir dini ya da siyasi hareket milli olma vasfı kazanamazdı.Karşımızda batı medeniyetine taşeronluk yapan sinsi ve kanlı bir örgüt vardı.Başbakan Yıldırım, “Üst akıl kim,bir ülke midir bir kuruluş mudur onu bilemiyoruz” demişti.Üst akıl denen şey ’emperyalizmin beyni olan siyonizm’den başka bir şey değildi..Üst akıl darbe adı altında tüm örtülü işgal girişimlerini tertipleyen ve yöneten batı medeniyetinin bizatihi kendisiydi.O üst aklın desiselerini şu şekilde dile getirmiştim:

— Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, dışarıdan bir reform dayatılamayacağını belirterek ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesine karşı çıkmıştı da Batı önce onu diktatör ilan edip sonra da ayağını kaydırmıştı.Libyanın devrik devlet başkanı Kaddafi ise vatanını kendi kaynakları ile ekonomik kaderini tayin edebilen bağımsız bir ülke haline dönüştürmüştü.Bu bağımsızlık meşalesi diktatörlük yaftası ile Batı eliyle söndürülmüştü.
15 Temmuz bu ülkede Batı işgal stratejisinin her açıdan çöküş resmidir.Erdoğan’a diktatör diyenlerin şimdi derin sessizliği bu hain yaftalamanın Batı menşeli olduğuna dair apaçık bir işarettir.Milli çizgide karar kılan Türk milleti emperyalizmle mücadelede hem reisine hem de meşru hükümetine desteğini esirgemeyecektir.

Üst akıl tartışmaları sürüp giderken Mısır Tv’sine konuşan Gülen, ‘Batı’nın Türkiye’ye müdahale etmesi gerektiğini’ söylemişti.Bu küstahlığa cevabım gecikmemişti:

— Bu aziz millet her türlü Batı müdahalesine göğüs gerecek bir direniş gücüne erişmiştir bu çağrılar beyhudedir.Milli hüviyet ve haysiyetimiz haçlı seferlerine geçit vermeyecek kadar kuvvetlidir.Bu necip milletin kararı kesindir : Emperyalizmin kanlı pazarında ihanet kumaşını dokuyanların kirli emelleri yerlebir edilecektir.

Darbe teşebbüsü en şerli eylemlerdendir.Şerden hayır doğması bir hikmet ilkesi olarak hepimize bir çok meselenin artık sorgulanma vaktinin geldiğine dair çok mühim bir işaretti.O işaretlerden biri zihnimde şu cümlelerle şekillenmişti:

—Mitolojileştirilen ve ideolojileştirilen bir din tüm insanlık için bir mahviyettir.Tabiata ve hakikata yabancılaştırılmış bir dinin tüm kapıları şerre açılıverir.Sorgulayan akıl bir umut, sorgulanmadan inanılan her düşünce bir puttur.Toplumu düşünmeye çağıran elçilerin ve filozof bilginlerin yolu terkedildiğinde felaketler kaçınılmaz olur.’Dini Allaha has kılmak’ ve ‘İdris suretindeki iblisler’den süratle ayrılmak bugün ve yarın için en mühim davamızdır.

En çok merak edilen de darbe teşebbüssünün arka planıydı.Toplumun geniş kesimlerince NATO kuşkunun odağıydı.ABD’nin dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemek için NATO’yu kullandığı herkesin malumu bir gerçekti.ABD’nin tek gayesi sömürü sisteminin kesintiye uğramadan yeni köle pazarları ile devam ettirilmesiydi.NATO’ya dair düşüncelerimi bir yıl öncesinde ince bir gerçeğin izinde özetlemeye gayret etmiştim:

— Abd Dışişleri eski başdanışmanlarından James Carden,Abd’nin Türkiye’ye silah satışını durdurmasını ve ülkemize Nato’nun çıkış kapısının gösterilmesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye artık güçlü bir ülkedir,devamlı bir paktta bulunmak zorunda değildir.AB’ye girmek ve Nato’da kalmak bir mecburiyet olmamalıdır ülkemiz için.Emperyalizmin sömürüsünden kurtulmak adına Türkiye, çevresinde güçlü bir ittifak oluşturmalı ve yeni bir barış kuşağı için tarihi adımlar atmalıdır.Abd’nin Akdeniz’e Kürt koridoru açmakta bahane olarak kullandığı bir örgütle mücadeleye çağrı yapılırken diğer yandan bir başka teşeron örgütün ülke sınırları içinde güç kaybetmesinden tedirgin olmak Batı dünyasının karanlık haçlı ruhunun bir yansımasıdır.Objektif ve rasyonalist bir dış politika yürütmemizi engelleyen ve sürekli olarak içsavunma dinamiklerimizi örseleyen Nato’dan milli bir vakarla çıkmak bu ülkenin her bakımdan hayrına olacaktır.Büyük ülkelerin çıkar çatışmalarından ve çelişkilerinden istifade ederek denge politikaları geliştirmek ve mazlumların safında yer almak şartı ile askeri gücü daima siyasi erkle birleştirmek gerekmektedir.

Darbe büyük bir felaketti.Başarılamaması büyük bir nimetti.Olası kötü senaryolarla ruhumuz hepten ürpermişti.Bize düşen NATO hilelerini hakkı yazmaya namzet  kalemimizle bu millete deşifre etmekti:

 

— 15 Temmuz Darbe girişimi başarılı olsaydı hem iç hem dış politikada büyük felaketler kapımıza dayanacaktı.Rusya ile gerilimler daha da artacak İran’la savaş için gün sayılacaktı.Suriye sınırında büyük bir ABD üssü kurulacak,Nato savaş gemileri Akdeniz ve Karadenizde Batı Asya bölgesini tamamen Amerikanlaştırmanın yollarını arayacaktı.
Uçurumun eşiğinden dönen Türkiye ABD/FETÖ darbe girişimini ordu millet elele çökertmeyi bilmiştir.1 Mart 2003 tezkeresinin TBMM’de reddiyle başlayan son sinsi savaş süreci tamamen deşifre edilmiştir.ABD ve Batı emperyalizminin TSK’yı itibarsızlaştırma ve Türk vatanını batırma girişimleri her zaman akamete uğratılacak millet devlet birliği ve bütünlüğü sonsuza dek yaşatılacaktır.

Tüm bu yaşananlar  toptancı bakışı kışkırtmamalıydı.Türkiye’nin entegre olduğu sistemden kopması değil onu hakkıyla tanımasıydı asloan.Batıyla ilişkiler bu bağlamda en reel düzlemde yeniden tanımlanmalıydı.Bu kaygılarla kalemim kıvamı ve kıyamı yazmıştı:

— Batıyla ilişkiler elbette tümden kesilmemelidir, onurlu bir duruştan taviz vermeden ana çizgiler netleştirilmeli, bunun yanında da emperyalizme asla geçit verilmemelidir.Batının korkulu rüyası Türkiye’nin yeniden imparatorluk gücüne ulaşacak olmasıdır.Kısa vadede Türk dünyasının da yer aldığı Avrasya birliği Türkiye’nin zorunlu istikametidir.Orta vadede İslam dünyasına yeniden diriliş ruhunu aşılama ve toparlanışı tamamlamak gereklidir.Uzun vadede ise barış ve adalet temelinde yükselen yeni insanlık düzenini tüm dünyaya yaymak için mücadele sahasını genişletmek icabedecektir.
 

Çünkü kıvam ve kıyam hem sosyo politik arenada hem de psikososyal katmanlarda özsel ve biçimsel olarak vazgeçemeyeceğimiz birbirini tamamlayan iki hayati unsurdu.Arı duru tüm kudsi kaynakların ilahi çağrısı ve sonsuzluk çağıltısı işte buydu:Kıvama erin,dengeye gelin!..
Dengeyi yitirmiş darbeciler milli devlet direncini yıkmak istemişlerdi.Akıllarını Batıya satmış bu hain zümrenin bir milletin yokedilmesi için aldığı görev onları rezil etmişti.Darbecilerin hain girişimi bir milletin Batıya dair özbilincini yükseltimişti.Yükselen özbilince katkı sunmayı en kutlu vazife bilerek şu gerçeğin altını önemler çizmiştim:

 

.— Avrupa’nın Türk Ordusu’na olan kin ve öfkesi orduyla birlikte bir milleti yoketme hedeflidir. Osmanlı’da birbirini izleyen askeri yenilgilerden sonra Karlofça,Pasarofça ve Kaynarca anlaşmaları imzalanmış böylece askeri üstünlük sona erdirilerek Emperyalist Batı tarafından Şark Meselesi gündeme getirilmişti. Avrupa kültür sisteminin aydınları Luther’den Kant’a ,Dante’den Engels’e,Hügo’dan Marx’a, Voltair’den Byron’a,Shakespeare’den Hegel’e kadar ve daha niceleri hep Türk düşmanlığını körüklemenin derdiyle devinmişlerdir.Türk milletinin birliği Batılı-Haçlı ruhuyla bozulmak ordunun gücü ise emperyalistlerce kırılmak istenmektedir.Ordu millet elele bu karanlık oyunlar elbette bertaraf edilecek milli devlet direnci yükseltilecektir.

Son olarak bizi gayrı miili oluşumların tuzağına düşmekten koruyan bir milli uyanış hareketinin üzerimizdeki derin tesiriyetiyle şu vefa cümlelerini sarfetmiştim:

— Mücadele Birliği ve Yeniden Milli Mücadele’nin fikri köklerinden beslenmiş olmak bizim için büyük bir iftihar vesilesidir.İçimizdeki iman ve vatan aşkının yeşerip serpilmesinde Milli Mücadele kaynaklarının tesiri tarifsiz ve bitimsizdir.Milli şuur birikiminden üstün bir vazife devşirmemizi öğütleyen bu dupduru kaynakların küresel oyunları deşifre edici isabet ve ferasetine bugün yakınen tanıklık etmekteyiz hepimiz.Yeniden Milli Mücadele’nin fikir ve sanat mirası en kıymetli hazinemizdir.

 

EDİB AYKUT ÇiÇEKLİ

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !